‘Von soweit her bis hier hin- Von hier aus noch viel weiter’ Hubbrücke Magdeburg

‘Dünden bugüne, bugünden ileriye’ yazıyor Hub köprüsünün iki yüzünde. Bazen öyle oluyor ki, insan hayatında bazı şeyler değişirken hem duyguda hem düşüncede tam anlamıyla farkında olmuyor. Değişim esnasında herşey karmakarışık bir yün yumağı gibi oluyor. Hiç başına geldi mi sevgili okuyucu? Eureka!(Onu buldum! Buldum.) Buna önce yaşayıp, bir süre sonra idrak etmenin itici gücü diyebiliriz. Tüm bunların gerçekleştiği şehrin kendisi de değişimi kabul edip ayak uydurmaya çalışan bir şehir miydi? Dikkatini çekti mi? Magdeburg yaptığım bu ilk gezi benim böyle bir zamanıma denk geldiği için aklımda hep bu yaşın en güzel hatıralarından biri olarak kalacak.

Bir kraliyet şehri Magdeburg. Tarihi M.S 805’e dayanan, Kutsal Roma Imparatoru Otto’nun karısına düğün hediyesi, Martin Luther’in yetiştiği ve kilisede reform hareketinin bu nedenle hızla yayıldığı şehir, bilimi hobi olarak yaparken vakum pompasını icat eden ünlü fizikçi ve Magdeburg’un belediye başkanı ve ikinci ünlü Otto’su Otto von Guericke’nin şehri, II. Dünya Savaşı’sonrası Sovyet etkisine giren Doğu Almanya şehri ve günümüzün Saksonya-Anhalt eyaletinin başkenti. Elbe nehrini kucaklayan, gece gündüz parıl parıl parlayan, hanımeli ıhlamur kokulu zarif ve sade şehir.
Ben bu şehre Dortmund’dan Deutsche Bahn ile yaklaşık 3.5 saatte geldim. Elbe nehri kenarında kalacağım yere gitmek için yolu sorduğum kişi bana şaşırarak bakıp “gençsiniz, sağlam görünüyorsunuz ve 15-20 dakikalık yol için metroya mi binmek istiyorsunuz” dedi çatpat ingilizcesi ile. Evet, ben bilgisayar programları yazıyorum ama navigasyon uygulamalarini kullanamıyorum. Bana yolu tarif etmeyince, mecbur verdim sırtıma ana tren istasyonunu. Doğru istikamet Magdeburger Dom(Magdeburg katedrali). Dom’un hemen arkası Elbe nehri. Bu Dom Almanya’nin günümüze ulaşan en eski Gotik mimari örneği ve harika bir restorasyon örneği. Bence ürkütücü. Üstüme her an düşecek gibiydi ve ben küçücük bir karıncaymışım gibi hissetmeme yol açtı. Dom’un çevresindeki bağlı binalar sarmaşıklarla bezenmiş, Hans Christian Andersen’in masallarını okurken hayal ettiğim gibi. Almanya’da kiliselerde genelde her hafta bir konser organize ediliyor.
Dom gece Elbe’nin kıyısındaki parktan ışıl ışıl görünüyor, biraz uzaktan bakınca korkutucu değil bu kez. Elbe nehri’nin kıyısını kafelerle çerçevelenmiş hayal ediyordum. Sadece bir restoranın olduğu ve kıyı boyunca sadece yürüme alanının ve parkların olduğu bir nehir oysa. Kaldığım yerin özellikle gençler tarafından çok popüler olan kafe barların sıra sıra çeşit çeşit olduğu Hasselbachplatz olduğunu Magdeburg’a geldikten sonradan öğrenmekte benim ayıbım oldu. Bu bölgenin kesişme noktasının da Magdeburg’un en nadide sokağı olduğunu da. Hegelstrasse hanımeli ıhlamur kokan, her binaya yakından bakmadan geçmedigim güzel sokak bir Barok sokağı. Zamanda yolculuk. Dom kenarından girdiğinizde ilk karşıma çıkan bina Palais Am Fürstenwall. Kral 2. Wilhem döneminde 1889-1893 yılları arasında mimar Paul Ochs tarafından kraliyet ailesinin şehre geldiğinde konaklaması için inşa edilmiş. Aynı zamanda 4. ordunun generalleri de bu binayı kullanmışlar. Bu binanın İstanbul’un Beşiktaş semtini ziyaret edip Osmanlı son dönem binalarını görenlere aşina gelmesi gerek.

Bu köşkün hemen karşısında Domgymnasium yani Katedral Lisesi bulunuyor. 937 yılında I. Otto zamanında inşa edilmiş. Bu lisede okusam ne olurdu diye durup düşündüm. Zira okul, Avrupa Ortaçağı’na damga vuran ünlü reformist Martin Luther’i yetiştirmiş. Bu yüzden mi bilmiyorum şehrin bir çok yerinde ‘Reform’ yazısına rastlıyoruz. Reform isimli bir semt var Magdeburg’da ayrıca


Bu caddede yürümeye devam edince, Alman patentli kuyu suyu pompası ve Otto von Gueriche tarafından ispatlanan açık hava basıncı deneyine ait Magdeburg kürelerini görmek mümkün. Daha da ileride ana şehrin ikinci uzantısı olarak Birinci Dünya Savaşı döneminde neo-klasik ve Art Nouveaou tarzda inşa edilmiş. Bu şu demek: gotik ve barok stillerinin uzantısı olarak daha zarif, çiçek motifleri gibi organik desenlerin yer aldığı bir stille dış cephe oluşturma. Şimdi hayal edelim. 900’lerden Gotik stil ile başlayıp Barok ve neo-Barok ve Art Nouveaou ile devam eden bir geçiş, araya giren Sovyet etkileri ve bir çok başarılı restorasyon.
Mimariden başlamışken devam edeyim, Magdeburg’da bulunan çok sayıda ilginç heykel ve binanın yanı sıra bir yer var ki insanı Alice Harikalar Diyarı’nda hissettiriyor: Die Grüne Zitadelle. Friedensreich Hundertwasser isimli bir mimarın 2005 yılında bitirilmiş projesi ve ismini çatısından alıyor. Türkçe anlamı Yeşil Kale. Bu renkli bina aslında hayatın binbir rengi gibi içinde bulunan otel, tiyatro, pastaneler, sanat atölyeleri, muayenehaneler, restorantlar, dükkanlar ile.

Alter Markt denen eski şehirde tıpkı Bremen ‘de olduğu gibi şehri koruduğuna inanılan Roland heykeli, orjinali Kulturhistorische Museum Magdeburg (Magdeburg Kültür-Tarih müzesi) da bulunan ve I. Otto’yu sembolize eden Der Magdeburger Reiter heykeli ve Rathaus yani belediye binasını görüyoruz. Aynı yerde Magdeburg’un tek AVM’si de mevcut. İstanbul, İzmir’i düşünce ironik tabi. Rathaus’un mahzeninde güzel bir restoran var, kesinlikle önerilir.
Yazının girişinde bahsettiğim Hubbrücke yani hub köprüsünün yanı sıra bir ilginç köprüsü daha var Magdeburg’un. Eski Magdeburg köprüsü. Ben önce Hubbrücke ‘ye doğru yürüdüm. Aslında geldiğim günden beri gördüğüm ama bakmadığım ağaçlara yaklaştım önce. Meğer bu ağaçlar ‘Mein Baum für Magdeburg’ (Magdeburg için benim ağacım) projesi ile dikilmiş. Bu ağaçların her birinin hikayesi var ve küçük notlarla başkalarına adanmış ağaçlar. Hubbrücke’nin önüne gelince bir durup, soğuk ter dökerek tramvaya bineyim dedim. Ben sallanan köprülerin üzerinde yürüyemem. Ama sonra arkadaşım Öykü ile yaptığımız bir sohbet aklıma geldi. Demişti ki: ‘Canan her sene bir değişiklik yapıp, bir tabumla yüzleşiyorum.’ Yürümeye başladım böylece. Köprü ben yürüdükçe sallandı. Ben durmadım yürüdüm. Önce yere bakarak, sonra başımı kaldırıp çevreme bakarak. Hubbrücke’den artık kullanılmayan Alte brücke yani eski köprüye geçtim. Sonuçta önüme bakınca gördüklerim ilginç olsa da çevreme bakınca gördüğüm gün batımı da çok güzeldi. Yürüyüşün ardından bir süre duygular şelale oldu. Reformist bir şehir benimde kendi reformuma destek oldu. Pablo Neruda’nın dediği gibi:
‘Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar’


Magdeburg’a dair çok şey var anlatılmayan. Ama şimdilik bu kadar. Dilerim bir kez daha giderim ki öyle de görünüyor. Daha nehrin üzerinde bir başka nehir gibi duran Wasserbrücke’yi henüz göremedim.
Hah! Bir şey daha. Magdeburg’a gelme sebebim seneler öncesinden gelen bir reddediliş hikayesi. O zamana geri dönüş olsa, yanağıma yavaşça dokunup, kendime derdim ki ‘üzülme’. Demek ki biz takılı kalmayıp yürümeye devam ederken, olacak olan oluyormuş. Bundan sonrası olacaklar için yazalım. Uçmasın, burada kalsın.
Canan ım,
derdim ki ‘üzülme’. Demek ki biz takılı kalmayıp yürümeye devam ederken, olacak olan oluyormuş.
Sihirli cümle bu..))
Seni çok seviyorum…
Öngörülerden hareketle ne dedikte büyük olasilikla olmadi degil mi? Ben de seni cok seviyorum.
https://www.youtube.com/watch?v=NPXy5S8yH9I
Merhabalar arkadaşımın kıymetlisi güzel bir yeeri senin gözlerinve akıcı üslubunla bende görmüş kadar oldum.Takılı kalmamak gerekiyormuş demekki:)) sevgiler.
Merhaba. Takilip kalmamak lazim tabi. Ben kendimi bazen birseylerde zorla takili birakiyorum: Dersini almista ediyor ezber.
Magdeburg’a gidenler belki ayni seyleri benzer sekilde görmeyebilir benim gibi. Hatta bende yeniden gittigimde bu kez bambaska
bakabilirim. Ama güzel güzeldir sonucta degil mi? Sevgiler.
Sanırım ağlamak üzereyim şu an, çok mutlu oldum 🙂 Çok çok güzel olmuş, yüreğine sağlık Canacığım 🙂 Bir sonraki yazını merakla bekleyeceğim 😉 :-*
Öykücüm, ben de cok mutlu oldum. Ayrica bana Magdeburg’da bir arada olmasakta eslik ettigin icin tesekkur ederim. Öperim :*
Cok guzel bir yazi olmus ellerine yuregine saglik olsun. Boyle deneyimlere ihtiyacimiz var.
Cok tesekkurler. Begenmenize cok sevindim.
Merhaba abla 🙂
Eline yüreğine sağlık.
Yazıların tam da şuanda benim gibi ihtiyacı olan insanlar için de çok önemli:) Alman kültürünü tanımak adına( yaşayış şekilleri, yeme-içme, moda olan trendler..)gibi birçok sorunun cevabı için 1 hafta Almanya’nın farklı şehirlerine gideceğim. Rotam için bana öneride bulunacağın yerler var mıdır acaba? ya da senin tespit ettiğin kültürel değerlendirmeler de benim için çok değerli.
Teşekkür ederim:)