Adam olacak çocuk — Bremen

1980’lerin ikinci yarısında doğanlar için Barış abi çok önemlidir. Bu dönem çocuklarının çoğu “Adam olacak çocuk” programına katılıp bir şarkı söylemeyi istemiştir. Ben programa katılmış olsaydım, o dönem amcamla sık söylediğimiz ve bana torpil yapmadıysa onun müzik bilgisine dayanarak çok güzel icra ettiğimi söylediği “Dağ başını duman almış” Gençlik marşını veya “Arkadaşım Eşek” şarkısını söylecektim. Hemen dinleyelim ve söyleyelim beraber!

“Arkadaşım Eşek” şarkısına ilham veren Grimm Kardeşlerin Kuzey Almanya’nın Bremen şehrinde geçen Bremen mızıkacılarının öyküsü. Öykü eşek, köpek, kedi ve horozdan oluşan mızıkacı grubun şehre dadanan hırsızları nasıl kaçırdığını anlatıyor. Almanya’da yaşayınca ve benim gibi şarkı ile kurulmuş bir bağınız varsa mızıkacıların koruduğu bu güzel masalsı şehre gitmemek olmazdı.

Dortmund’dan iki saatlik bir tren yolculuğu ile Bremen şehrine 24 Şubat’ta oldukça soğuk, termometre -5 dereceyi gösterirken benim vücudum sıcaklığı ne algıladı bilmiyorum, cumartesi sabahı vardım. Normal şartlarda o soğukta beni kimse dışarıda tutamazdı ama gelmişim Bremen’e, görmüşüm güzelliğini hiç vazgeçmek olur mu?

Tren istasyonundan Altstadt denen eski şehir yerleşimine giderken  sağ tarafta Herdentor köprüsünü geçince çok güzel bir yel değirmeni ile karşılaşıyoruz. Aslında bahar veya yaz olsaydı bu yel değirmenindeki Kaffe Mühle adlı kafede kahvaltı yapmak çok keyifli olurdu. Tipik bir Alman mönüsü var. Sevgili okuyucu merak etme Alman mutfağının da tanıtılacağı yazılar gelecek 🙂 Ama şimdilik bir bilgi, Kuzey Almanya’da Westfalya ve Aşağı Saksonya eyaletlerinde bir çiftçi gibi yemek yemek gelenekseldir. Bu da et ağırlıklı yemekler demek. Bu kafede bu tip yemekler mevcut.

Kaffemühle am Wall

Köprünün sonuna gelince domuz ailesi, bir köpek ve domuz çobanı heykeli karşıladı beni. Gerçek boyutlu bir çalışma 1974 yılında heykeltraş Peter Lehmann tarafından yapılmış.

Bu heykellerin olduğu caddenin adı da Sögestrasse. Gelişmekte olan Almancam’la bu ismin Sau demek olan dişi domuz isminden türevlendiğini söylemeden geçemeyeceğim. Avrupa’nın birçok şehrinde bronz heykeller var. Kimi çok ünlü kimi değil ama bildiğim tek şey böyle sanat eserlerinin şehrin karakterinin parçası olduğu, güzellik olduğu. Ne güzel, kendi ülkemin şehirlerinde de çokça heykel görmek dileğiyle! Bu sokaktan “Unser lieben Frauen” kilisesinin (tam çevirisi Türkçe olmayacak ama bizim leydimizin kilisesi demek ) sokağına çıkıp kendimi Altstadt’ta buldum. Bu kilise sanırım Almanya’nın hala var olan en eski kiliselerinden biri. 1020 yılında ilk temeli inşa edilmiş.

Altstadt denen eski şehrin Alman şehirlerinde bir önemi var. Şehir market veya ticaret yapılan yer (Hanse/Hansa), ana kilise ve belediye binasının oluşturduğu üçgende kurulur. Bir Alman şehrinin Altstad’ına giderseniz dikkat edin bunu göreceksiniz, şehre dair eski önemli görülecek yerler de bu üçgende yer alır.

Bremen’in Altstad’ında beni bu şehre getiren heykeli gördüm önce. Bremen mızıkacılarının heykeli 1953 yılından beri Bremen şehrinde. Fotoğrafımı çeken kadından “Eşeğin ayaklarına tutun, şansın açılsın” uyarısından sonra heykelle fotoğrafımı çektirdim ve küçük Canan’ı mutlu ettim. Şansımız hep bol olsun 🙂

Meydanda tek görülmesi gereken Bremen mızıkacılarının heykeli değil. UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesindeki Roland heykeli’de bu alanda. Roland heykeli var oldukça Bremen’ın bağımsız olacağına inanılıyor.

Roland heykeli ile beraber UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesinde yer alan diğer bir bina eski Bremen Rathaus yani belediye binası. Ben bu binanın içine giremedim maalesef.

Bremen Rathaus ve St. Petri Dom

Rathaus’un içini göremesem de St. Petri Dom (Dom Almanca’da katedral demek)’u görebildiğim için mutluyum.  Gotik mimari örneği, yeniden inşası 19. yüzyılda yapılmış. Kilisede biraz içime dönüp huzura ermemin ardından, içindeki müzeyi gezdim. Bu müzede din adamlarının yüzyıllar içinde değişen kıyafet örnekleri, inciller gibi benim ilginç bulduğum bir sürü parça sergileniyor.

17. yüzyıl Luther incili

Kilisenden çıkınca benim daha önce hiç görmediğim bir alışveriş merkezine girdim. Manufactum. Ama bu alışveriş merkezini ilginç yapan Manufactum markası değil. Markanın yer aldığı binanın mimarisi ve binanın içinde yer alan dükkanlar ve dekorasyon.

Manufactum. Keşke tüm alışveriş merkezleri böyle olsa

Dışı ayrı güzel içi başka güzel. Eğer eskiden yenine modernizm varsa Manufactum binası buna bir örnektir. Altında bar-kafesi, avlusunda seramik, resim gibi sanat atölyeleri, dünya mutfakları avlusu ile alternatif bir yer. Eğer Bremen’de birkaç gün daha kalmam mümkün olsaydı seramik atölyesinde seramik sanatçısı kuzenime bende nacizane bir seramik yapıp hediye etmek isterdim. Benzerini görmediğim bu yerde çok mutlu hissettim kendimi, şaşıra şaşıra kocaman gülümseme ile gezdim dükkanları.

Domshoftan tramvay yolunu size eşlik eden muhteşem mimari ile takip edince üç seçeneğiniz var. Birincisi Schnoor Viertel’a dönebilir ve bana hem dar sokaklarıyla hem o sokaklardaki yaratıcı dükkanları ve kafeleri ile biraz Alaçatı’yı anımsatan özleten eski semti gezebilirsiniz. İkincisi yola devam edip Weser nehrine çıkabilirsiniz. Üçüncüsü yola devam edip muhtelemen Prenzlauer berg ile Friedrichshain’ı anımsatıp küçük Berlin diye adlandırılan Das Viertel’a  gidebilirsiniz. Ben üç seçeneği de gördüm. Hem İzmir’i özledim hem Berlin’i. İnsan başka insanlara veya birşeylere bağlanıyor da bir de şehirlerle kurulan bağlar var ki galiba en güçlü bağlardan biri bu oluyor. Güzel anılarınız varsa hep o şehre geri dönmek istiyorsunuz. Güvenli alana. Benim Bremen’i sevmemin altında tüm bu geçmişe dönüşlerin, evim olarak gördüğüm iki şehirle Berlin ve İzmir’le ortak izlerin olduğunu biliyorum.

Önce Schnoor Viertel’i yazayım madem. Hazır Alaçatı’yı özlerken. Schnoor Almanca ip kelimesinden türemiş. Halat üretilirmiş bu semtte. Gittiğinizde halat sembollerini de göreceksiniz. Semt diyorum ama aslında birkaç sokaktan oluşan bir yer Schnoor. Sokaklar dar çok dar. Bazıları tek kişinin geçebileceği büyüklükte. Ve yürüken labirent hissi yaratıp nereye çıkacağım diye meraklandırıyor. Kaybolsak ne olurdu? Yaratıcı atölyelerin varlığı Schnoor’un popüler bir semt olması sonucu mu sebebi mi bilmiyorum ama takı dükkanı vs diyerek geçmeyin. Normalde pazar günleri Almanya’da mağazalar kapalıdır. Ama bu sokakta hafta sonu hemen hemen tüm dükkanlar açık.

Bremen’e gelmişim ne alsam derseniz ufak hediyelikler dışında kendinize yatırım yapın derim. Gezin, görün yiyin için. Gerçi bu benim gezilerim esnasında temel felsefemdir. Mesela Cafe Tölke’de güzel bir fincan kahve ve kek ısmarlayın kendinize, Schnoorkuller gibi sadece Bremen’e özgü bisküvilerden alın veya Bremen bonbonlarından deneyin.

Bremen de kahve çeşitleri çokmuş. Alman keklerinin dünyaca ünü de malum… Cafe Tölke iki güzel lezzeti birleştirmiş ve özenle sunuyor.

Ünlü Bremen-bonbon dükkanı da Schnoor’da. Hem şeker yapıyorlar, hem eğitimini veriyorlar hem satıyorlar. Ben hem şekerimi aldım hem de nasıl şekerleme yaptıklarını izledim. Yemesi güzel, yapması zormuş.

 

 

 

 

 

 

 

Yine bu dükkanda verilen”Kendi şekerini kendin yap” atölyesi bence harika bir gün geçirtebilir insana değil mi sevgili okuyucu? Hep hatırlamaz mı insan? Ücreti şuan kişi başı 25 Euro ve rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Bir dahaki sefere Bremen’e gitmeden önce bu eğitime kaydımı yaptıracağım.

Schnoor’dan çıkıp Das Viertel’e yürüdüm Weser nehri kenarından. Hava kar yağışlı olduğu için nehrin ince kısımları donmuştu. Kafeler barlar ve grafitiler semti. Hatta bir duvarı benim en sevdiğim şarkılardan seçkilere ayırmışlar ki sanki beni davet etmişler. “Wonderwall”, “When my guitar gently weeps”, “Strawberry fields forever”, “All you need is love”…  Şarkı söyleye söyleye Das Viertel’de gezdim.

Bremen’de son bahsetmek istediğim yer bir müze. Universum Müzesi. Bu müze bugüne dek gittiğim en ilginç, en interaktif, en pahalı, en uzun süre kaldığım müze. Sabah 10’da açıldığında kapısındaki tek kişiydim ve çıktığımda saat öğlen 2’ydi. Ve daha kalabilirdim bazı bölümleri açık olsaydı. Müzenin girişi yetişkin için 16 Euro ve gün boyu geçerli bir bilet. Bu girizgahtan sonra gelelim müzenin içinde neler sergilendiğine. Müze Teknik, İnsan ve Doğa olmak üzere üç kalıcı sergi ve Kalp temalı geçici sergiden oluşuyor.

Bu müzede herşeyi denemeniz gerekiyor. Örneğin teknik kısımda elektrik devresi kurup ışığı yakmanız, bisiklete binmeden bisiklete binen robotu çalıştırmanız, dijital müzik ile kendi bestenizi yapmanız lazım. İnsan bölümü beni en çok etkileyen bölüm olarak uzun zaman ayrılması gereken bir bölüm. Teknik kısımdan İnsan kısmına çıkarken bir yazı var: Nerede durduğunuz bakış açınızı değiştirir, sonuçları degiştirir. Bunu düşünerek İnsan kısmına çıktım ve ilk denediğim kör odaydı. Karanlık bir odada uzun veya kısa tur ile yürüyorsunuz. Görmeden! Bu odaya girmeden öncesinde bilen biri iken çıktıktan sonra anlamış öğrenmiş oldum. Görebildiğim için ne kadar şükretsem az, görme engelliler için farkındalık projelerine ne kadar destek versek o kadar önemli. Tüm organlara ve duyulara dair ilginç şeyler görmek mümkün. Benim ilgimi çeken diğer birşey yalan dedektörü, mimiklere göre asıl duygumuzun ne olduğu ve ruh halimizi tespit eden sensörün bulunduğu kısım oldu. Gerçekten gülüyorsanız, yüzün simetrisinin hemen hemen aynı olması lazım. Ama simetri yoksa yüzün sağ tarafı zorla gülüp gülmediğinizi gösteren kısımmış. Benim sahte gülüşümü bu sensör tespit etti en azından. Sol tarafın birleştirilmiş halinde daha fazla gülüyorum.

Yine serginin bu kısmında yaptığım “Multitask” yani bir işi aynı anda yapabilme testinde çok zorlandım ve aynı zorlukta iki şeyi yapamadığımı yeniden görmüş oldum. İnsanın kendini bilmesi güzel. Bunun yanı sıra kısa süreli hafızamın kapasitesini, hangi duyudan yani görsel, işitsel vs yola çıkarak sözcükleri ezberlediğimi yine bu kısımda öğrenmiş oldum.

Teknoloji sen nelere kadirsin! Tescilli olarak mutluyum. Bu resmi yakalayana dek üç kez sinirli çıkmış olmama rağmen:)

Doğa kısmının asıl ilgi çeken noktaları kapalıydı, bakımdaydı. İzmir’de yaşadığım için depremle uyanmışlığımız çoktur. Büyük korkularımdandır. Bu serginin deprem simulasyon bölümünde bu korkuyu yenebilirim diye düşünmüştüm ama kapalıydı. Doğa bölümü dünyanın katmanları, metamorfoz, dalga oluşumu vb. kısımlarla ilgi çekiciydi ama benim için İnsan kısmı bu müzenin en ilginç kısmı. Bremen’in görülmesi gereken yerleri diye aradığınızda birçok blogun özellikle yabancı blogların önerisi. Benimde önerim.

Bremen’e dair anlatılacak bir sürü şey var. Kimle hangi ruh hali ile gezseniz o hale bürünebilecek bir şehir. Romantik, eğlenceli… Benim daha görmediğim bahar yüzü var Bremen’in. Yeniden gitmem lazım, gidemediğim kahvecilere uğramam, nehirden feribotla geçmem, müzenin göremediğim kısımlarını görmem ve Bürgerpark’ta uzun bir yürüyüş yapmam lazım.

Sende bu şehri görmeye değer olduğunu düşünüyor musun sevgili okuyucu?

Canan

25 Replies to “Adam olacak çocuk — Bremen”

  1. Canan cim,

    Zevkle okudum, gezdim seninle beraber. Heyecanla bir sonraki yazını bekliyorum.

    Ercan PEKER

    1. Arzu Demirci says: Reply

      Canan’cim, yaşatarak gezdirdin inan, kendini keşif ten de çok etkilendim ayrıca. Boşa dememişler; çok okuyan değil, çok gezen bilir diye..bol bol gez ve yine yasatarak anlat lutfen☺

      1. bengezerken says: Reply

        Merhaba. Kendini kesif yorumu beni etkiledi acikcasi. Dogru. Durup düsününce, gezip yazmaya karar vermekte kendimi daha cok tanimak istememle alakali aslinda. Sevgiler…

    2. bengezerken says: Reply

      Cok sevindim. Keske beraber gezsek. Öpüyorum seni xxx

  2. DİLEK ALKAN says: Reply

    Canan Ablacım,
    Blogun hayırlı olsun. Yazılarının devamını merakla bekliyoruz 🙂

    Dilek ALKAN

  3. Zevkle okudum teşekkürler

  4. Sevgili Canan,
    Profesyonel bir turist rehberi olan ben,adım adım anlattığın yerlerde dolaştım..Duru ve akıcı anlatımınla okuyucuyu gezinin içine çekiyorsun,Ağzına ve emeğine sağlık,iyiki geziyorsun ,iyiki yazıyorsun..

    Gülsüm Özbay

  5. Serpil Yeşilova says: Reply

    Merhaba Canan ? Okuduğum en güzel gezi-anı yazıları için sıralama yapacak olsam bu yazı kesinlikle ilk 5 içinde olurdu ??
    Emeğine sağlık, sayende Bremen’i görmek istiyorum. Yeni yeni yerleri senin gözlüklerin ile görebilmeyi bekliyorum, Sevgiler

  6. Canan abla, Bremen’i daha detaylı anlatacak başka bir yazı yoktur diye düşünüyorum.Bir sonraki yazını heyecanla bekliyorum. Eyüp Doğan YALÇIN

  7. Muammer Kaan Yalçın says: Reply

    Canan ablamm şu an diyorsun ki atla uçağa da gel bremene 😀 bremenin tarihi ve guzellikleri gözümde canlanıverdi:) ilerde buluşmak dileğiyle ,sevgiler.

    1. bengezerken says: Reply

      Kaancim tesekkür ederim. Irlanda’dan sonra yolun Almanya’ya da düssün mutlaka. Haberleselim. Sevgiler.

  8. Harikaydı Canan’cım, sanki sen yanımdaymışsın da bir tek bana anlatıyormuşsun gibi okudum..Yeni gezi notlarını heyecanla bekliyorum..Sende bu şehri görmeye değer buluyor musun diye sormuşsun ya? En coşkulusundan “Evvveet” diyorum duydun mu 😛
    Sevgiler
    Sevim

    1. bengezerken says: Reply

      Sevim abla, cok cok tesekkurler. Enerjin bana enerji verdi. Cok cok sevgiler, selamlar 🙂

  9. Varol Aydın says: Reply

    Çok güzel bir gezi ve yazı olmuş, dolu dolu. Tebrikler ve devam 🙂

    1. bengezerken says: Reply

      Merhaba. Sizden bunu duydugum icin cok mutlu oldum. Umarim birgün turlarinizdan birine katilirim 🙂

  10. Canannnn, çok eğlendim okurkennnnn 😀 😀 bekle beni, ben gelmeden gitme… Ya da git, iyice öğrenmiş ol 😀

    1. bengezerken says: Reply

      Ah sen sen sen. Elinden tutup getirmek lazim seni. Öperim.

  11. Yazılarını okurken bile o kadar eğlenip keyif aldım ki seninle gezmenin güzelliğini tahmin bile edemiyorum:)

    Emeğine sağlık☺️

    1. bengezerken says: Reply

      Tesekkur ederim. Cok sevindim begenmenize. Belki beraber gezeriz bir gün. Sevgiler.

  12. Görmek için hiç özel bir istek duymadığım Almanya’ya Bremen’le mi başlasam acaba dedirtti bu yazı 🙂

    1. bengezerken says: Reply

      Baslarsaniz ve haberim olursa hem tanisiriz ki ben bunu sizi takip eden biri olarak cok isterim, hem sohbet ederiz, hem gezeriz. Sevgiler.

  13. Çok açıklayıcı bilgiler olmuş sayende gitmeden bilgi sahibi olduk sanki seninle beraber gezmiş gibiyiz teşekkürler akıcı bir yazım dilinde var harikasın

    1. bengezerken says: Reply

      Abicigim, tesekkür ederim. Begenmene cok sevindim. Gelin beraber gezelim. Sevgiler, selamlar.

  14. […] Markt denen eski şehirde tıpkı Bremen ‘de olduğu gibi şehri koruduğuna inanılan Roland heykeli, orjinali Kulturhistorische […]

Leave a Reply